| .. .
.
(15-16 OCAK)
EĞİTİMDE REFORM GİRİŞİMİ PLATFORMU için
sunum metni
İnsanoğlu temel hayati fonksiyonları yerine
getirirken, tuttu mağara duvarlarına resim çizmeye başladı,
o günki avı yedikten sonra nasıl avlandığını dramatize
etti ve doyunca keyiflendi, sesler çıkararak zıplamaya dans
etmeye başladı. İşte o zaman diğer hayvanlardan farklılaşmaya
başladı. İnsan oldu. Bu yolda ona hız kazandıran sihirli
sopanın biri alet yapmak-kullanmaksa diğeri sanattı. Günümüzde
de aynen böyle. Düşünüyorsan-çalışıyorsan-üretiyorsan
insansın. Sanatsal herhangi bir üretimin varsa daha da bir
insansın.
Çoğumuzun bildiği gibi yurtdışında burslu öğrenci
başvurularında uzunca zamandır soruşturulan bir konu var.
Bizde de bazı holdinglerin insan kaynaklarında işe alımlar sırasında
“Herhangi bir sanatsal aktivitede bulundunuz mu?. CV’niz çok
etkileyici ama sosyal ilişkilerinizden de sözeder misiniz?”
tarzında yapılan değerlendirmeler öğretim başarısının
gerekli ama yetersiz olduğunu, tamamlayıcı unsur olarak da
sanatsal alt yapı ve sosyal ilişkilerin önemini vurguluyor.
Sözü çok uzatmanın gereği yok. Kısaca günümüzde
eğitim dendiği zaman akla diploma ortalamasının yanısıra
bireyin altyapısını oluşturan diğer faaliyetlerin başında
sanat geliyor.Ben de genelde sanat, özelde müzik konusunu ve
bunun eğitimini anlatmayı hedefledim.
Gerekliliği ve önemi tartışılmaksızın kabul edilen
bu eğitimi nasıl yapmalıyız? İşte her alanda karşımıza
çıkan temel soru. Nasıl yapmalı?
Eminim bu sorunun ortamlara ve koşullara gore farklı
yanıtları, çözümleri vardır. Burda
bu bağlamda “Biz neler yaptık ?” şeklinde bir
sunumu daha sağlıklı buluyorum.
Uygulamaya geçmeden once bazı genel bilgileri çoğumuzun
biliyor olmasına rağmen yinelemek istiyorum. Bu genel
bilgilerin ışığında konuya yaklaşımımızın anlamı daha
açık görülecektir.
Öncelikle beynimizin yapısı hakkında bir nörolog
arkadaşıma onaylattığım
kopyaları sizlere iletmek isterim. Bildiğiniz gibi
beyin bir portakal gibi dışı kalınca, kırışık kırışık
gri bir kabukla örtülüdür. Ben buna kutsal bölge diyorum.
Çünkü o kutsal bölgenin gelişimini-olgunlaşmasını
binlerce yıl ilmek
ilmek örülmüş bilgilere, eğitim çalışmalarına, yoğun
bir sabıra ve emeğe borçluyuz. İşte öğretmenin, annenin,
babanın, okulun kutsallığı da buradan geliyor. Hep bir
sonraki kuşağı daha kaliteli yapabilmek için onun beyni üzerinde,
daha da çok korteksi üzerinde çalışıyoruz.
Subkortikal bölge dediğimiz alt beyin ve tabiki onun
uzantısı beyincik daha çok dürtüsel davranışları, yani
her canlıda var olan yaşamsal fonksiyonları, otomatizasyonu,
refleksleri ve artık tekrarlanmaktan dolayı otomatikleşmiş
davranışları yaptırtan bölge. İyilik meleğimiz sağ
omuzumuzda değil kortekste oturuyor. Kötülük meleğimiz ise
yine sandığınız gibi sol omuzumuzda değil subkortikal bölgede
yaşıyor. İnsanoğlunun ben
merkezci yapısını tetikleyen subkortikal bölge, dürtüleri
akıl yoluyla denetim altında tutan kutsal bölge. İşte eğitim
eylemimizdeki temel çelişki. Subkortikal bölgedeki veriler ha
bire bizim hayvansı yanımızı kışkırtır. Tecavüzler, işgaller,
orman kanunları bu bölgedeki veri bankasının sahibi şeytanın
marifetleri. Bizler ise buna karşı bedensel ve psikolojik tüm
çarpılmaları, gereksinimleri gözönüne alarak bireyi bu dürtülere
karşı koyacak donanıma kavuşturmaya çalışıyoruz.
Ayrıca
beynimizin düş gücü, yaratıcılık ve duygusallık konularını
görev edinen sağ lobu ve sorun çözücü, analitik düşünmeyi
sağlayan sol lobu, bir
de bunların arasında iletişimi sağlayan “Corpus
Callasum” adında sinir
demetinden oluşan bir köprüsü vardır. Fiziksel olarak
beynimizin sağ yanından çıkan sinirler ve emirler
bedenimizin sol bölgelerindeki sinir sistemine ve dolayısı
ile kaslara hükmeder. Tam tersi olarak sol yanından çıkan
sinirler ve emirler ise sağımızdaki sinir ve kasları yönlendirirler.
Teknik anlamda çalgı eğitimi, zihinsel gelişimi bu bağlamda
etkiler ve reflekslerin hızlanmasına, sağ-sol
koordinasyonunun gelişimine çok önemli katkılarda bulunur.
Bilir misiniz; sürücü kurslarının en rahat öğrencileri
bir müzik aleti çalabilenlerdir?
Kurs öğretmenim, avukatların direksiyon eğitiminde çok
zorlandıklarını, müzisyenlerde işlerinin çok daha kolay
olduğunu söylemişti. Bu işin teknik fiziksel yanı. Bir de günümüzde
küçük birer despot ve sabırsız bencil, tek başına:yalnız
çocuklar grubu yetişmesine neden olan bilgisayarın tersine,
daha sakin ve sabırlı, uzun soluklu çalışmalar için
istikrar ve disiplin öğrenen, sosyal yanı gelişmiş bir
birey kazanmamızda yardımcı olur.
Tüm
bu genel bilgilerin ışığında söze koyulacak olursak, olay
insan-oğlunun yeryüzündeki en savunmasız ama bir o kadar da
en potansiyelli canlısı olarak doğduğu an başlıyor.
Hepimiz bir bebeğin gelişim aşamalarını en azından yakın
çevrelerimizde ki bebeklerde izlemişizdir. Akşamdan sabaha
farkedilen gelişimler yaşarlar. Bu gelişimleri, hem nicelik
hem de nitelik olarak hızlı ve büyüleyicidir. Ve bu gelişim,
yaşamımızın ilk yedi yılında tüm yaşantımızda bizi peşinden
sürükleyecek yapının nerdeyse tamamına yakın bir kısmını
oluşturur. Nedir bu oluşan?
Ana dilimiz, alışkanlıklarımız, kültürümüz
gibi üst yapısal sonuçlar, kemik yapımız, beyin yapımız,
sinir sistemimizin hızı gibi bedensel sonuçlar. Genetik
miraslarımız kadar beslenmemizin bedensel gelişimimizde
etkisi tartışılmazdır. Zihinsel, sosyal ve kültürel gelişimimizde
de çevre faktörleri ve aldığımız eğitim tartışmasız
birinci derecede rol oynar.
Doğaldır ki her birimizin farklı
kapasite ve donanımda oluşumuzun ana nedeni budur. İşte bu
etkenleri nasıl yaparız da olumlu yönde geliştiririz?
Benim alanım müzik. Daha öncesindeki
amatör ve el yordamı ile gerçekleştirilmiş müziksel uğraşıları
saymazsak aktif olarak 25 yıllık müzik öğretmeniyim. Okul
öncesi, ilköğretim, lise gruplarıyla, zihinsel engelli çocuklarla
ve yetişkinlerle müzik çalışılan 25 sene. Orff Çalgıları
ve yöntemi ile müzik konusunda çeşitli çalıştaylarda
bulunma. Bu çalışmalarla paralel yürüyen bireysel pedagojik
formasyon geliştirme çabaları. Mozaik burada tamamlanıyor ve
birazdan aşamalarını anlatacağım çalışma ortaya çıkıyor.
2001-2002 eğitim öğretim yılında Darüşşafaka ilköğretim
okulunda 4. ve 5. sınıfların dersi sırasında daha önceki yıllarda,
küçük boyutlarda, sınıflarda yaptığım çalışmaları
geniş bir grupla gerçekleştirmeyi hedefledim. Doğruyu
söylemek gerekirse işe girişirken bu sonuca ulaşacağımı
tahmin etmiyordum. Okulumuzda aktivitelerimizi sergileyebileceğimiz
oditoryumun inşaatı devam etmekte olduğundan, tören
ve gösterileri sahne sanatları için pek de uygun olmayan
kapalı spor salonunda gerçekleştiriyoruz. Akustik ve ışıklandırma
konusunda yapılan çalışmaların tam hakkını vermeyen bir
mekan. Ben de 23 nisan töreni için daha kalabalık, yani
nicelik olarak, göz dolduran bir gösteri hazırlamak amacı
ile yola çıktım. Tüm 4. ve 5. sınıflardan oluşan 145 öğrencilik
bir ekip tasarladım. Bu arada o dönem genel müdürümüz olan
Sayın Azmi Özkardeş’in sanat eğitimi konusuna olan duyarlılığını
ve bize bu sözü edilen sınıflarla haftada ikişer saat müzik
dersi yapmamıza olanak tanıyan
insiyatifini büyük bir minnet ve saygıyla anmak isterim. Tek
bir sözümüzle derslerimiz haftada iki saate çıkarılmıştı.
Bu mesai rahatlığı ile çalışmalara başladım. Süreç içinde
öğrencilerin inanılmaz enerjileri, katkıları,
yaratıcılıkları ve coşkuları ile birazdan izleyeceğimiz
görüntüler ortaya çıktı.
Aralık ayında sınıfların tümünde projenin kapsamını
ve hedefini anlattım. Aday eserleri dinlettim. Aralarından
, zaman zaman benim yönlendirmemle parçaların seçimi yapıldı
ve çalışılmaya başlandı. Sınıfta farklı donanıma sahip
öğrencilerin hepsinin kendisi ile gurur duyacağı bir çalışma
olmasına özen gösterdim. Mandolin çalışmalarında en öne
çıkanlara mandolin, flütte başarılı olanlara flüt çaldırdım.
Şarkılarımızdan ikisine mandolin-flüt olarak iki sesli çalıştırdım.
Müzik kulağı zayıf ama ritm duygusu güçlü olanlara
ritm çubuklarını verdim. Sesi güzel olanlara koroda
kadro ayırdım, kıpır kpırlarını dansa seçtim. Sessiz
kahramanlarla aksesuarları oluşturduk. Şişeleri akort cihazı
ve piyano yardımı ile istediğimiz sesi verecekleri seviyede
su doldurarak farklı rejıstırlarda sesler elde ettik ve su
seviyelerini tipekslerle belirledik. Çılgınlar gibi şise üfleme
denemeleri yaptık. Nerdeyse ney üfleyebilecek yetkinliğe ulaşacaktık
ki 23 nisan geldi çattı. Bu nedenle büyük bir neyzen artışı
yaşanamadı. Şaka
bir yana “Cam şişe değil de pet şişeden daha iyi ses çıkıyor
öğretmenim” diye nefes nefese çocuklar geldi yanıma. Müzikler
netleşir, danslar oluşurken, öğrencilerimin o sabırsız,
kendi önerilerini anlatmak için birbirleriyle yarışır
hallerini kaydetmediğime çok hayıflanıyorum. Doğaldır ki böylesi
bir çalışmada yetişilemeyen, kotarılamayan bir şeyler oluyor. Yarıyıl
tatilinde evlerine giderlerken defterlerinde
“Hoş geldiniz” adlı bir şiir götürdüler ve dönüşte
hepsi kendi besteleri ile geldiler. Sınıf içinde bu
bestelerini seslendirdiler. 85 eseri sınıflarda tek tek
dinledik, değerlendirdik, oyladık. İlk elemeyi 19 eser
kazandı. İkinci elemede,birinciliği
kazanan eser gösteri repertuarına eklendi. Yine mandolin-flüt-koro
olarak çalışıldı.Sahne giysimiz konusunda pırıltılı-ışılılı
kumaşlarla çok abartılı öneriler de geldi, kotla çıkalım
öğretmenim, masraf olmasın diyen de oldu. Bir ara öyle oldu
ki: nereye baksak, neye rastlasak “Bundan giysi yapabilir
miyiz?” sorusunu yaşar olduk. Öyle ya hem danslardaki estetiği
verecek, hem ekonomik olacak, hem kırk kişiye hazırlanacak,
kolay dikilecek vs. vs. Ha bu arada bu sözlerimizden de anlaşılacağı
gibi dans ekibimizi, çok yetenekli bir rakam olduğu için 40
kişi olarak belirledik.40 kişilik bir koromuz vardı ve geri
kalan çocuklarımızın hepsi bir çalgı çalarak orkestrayı
oluşturdular. Giysi sorununa çözüm bir çiçekçi dükkanında
çiçek paket yapılırken bulundu. Çiçek ambalaj malzemesi.
Hafif, ucuz, kolay çalışılabilir, kolay taşınır. Model?
Meğer aralarında doğal stilistlik yeteneğine sahip olanlar
varmış. Bu arada öğrencilerin yeteneklerini abartıyorum
sanmayın ama benim de gizliden gizliye yönlendiriciliğimin
hakkını verin isterim.
Kolyelerin boncuklarını dizdiler kızlı oğlanlı.
Dansımızın birinde kızları etkilemek için kolye, para
verip reddedildikten sonra kalplerini vererek mutlu sona ulaştıkları
sahne için para, kolye ve kalpler yaptılar. Birbirlerinin
tozluklarını nasıl bağlayacaklarını, kurdeleleri nasıl
katlayacaklarını, hatta makası nasıl tutacaklarını öğrendiler.
Malzemeleri kullanırlarken ve aksesuarları oluşturup, çalgıları
paylaşırlarken bencil yanlarını törpüleyip
partnerinin isteklerine ve düşüncelerine saygı ve sabır
göstermeyi öğrendiler. Bir eğitimci olarak benim sözlüğümde
bunun anlamı, korteksle subkortikal bölgenin savaşımında
mistik bir formülle söylersek melek ve şeytanın
çekişmesinde meleği yani korteksi kuvvetlendirmektir.
Maddeler şeklinde sıralamak gerekirse; teknik müzik
öğreniminin dışında eğitim anlamında bu çalışmanın
benim açımdan temel hedefleri şunlardı:
*Farklı
donanımlardaki öğrencileri aynı çalışmada aynı başarı
ve gurur düzeyine ulaştırmak
*Özgüven
kazanmalarını ve sahne korkularını yenmelerini sağlamak.
*Ekip
çalışmasının kurallarını öğrenmelerini sağlamak ve böylece
paylaşımcı yanlarının gelişmesine yardımcı olmak.
*Uzun
soluklu bir çalışma için plan yapmayı ve zaman kullanmayı
somut modellerle öğretmek.
*Süreç-sonuç
ilişkisini pratik içinde yaşayarak öğrenmek.
*Çok
sesli müziği tanıtmak, çok sesli müzik-demokrasi ilişkisini
anlatabilmek.
*Koşullar
gözönüne alınarak, ulaşılabilir malzeme ve ekipmanlarla
sanatsal üretimde bulunulabileceğini kanıtlamak.
*Dans,
müzik sahne kullanımı, kostüm ve aksesuar oluşturulması
gibi farklı disiplinleri bir arada kaynaştırmak.
Bu
hedeflere ulaşabildiğimizi gerek okulumuzdaki gösterinin
bitiminde ve gerekse daha dar bir kadroyla Eyüboğlu Koleji ile
Irmak Okullarında tekrarladığımız gösterilerde gözlemledik.
Gösterinin sahne başarısının yanısıra, çocuklarımız diğer
okullara gidiş dönüşlerimizde, kulislerde hazırlık aşamalarında,
kumanyaların dağıtımı, servisin beklenmesi gibi durumlarda
inanılmaz bir ruh dinginliği, saygı ve neşe içinde idiler.
Dile getirdikleri duyguları doğrusu bana bu uzun ve yorucu çalışmanın
en büyük ödülü gibi geldi.
Huzurlarınızda
bana bu güzel duyguları yaşatan 145
öğrencime sonsuz sevgilerimi sunuyorum ve yaşantımın
bu kesitini paylaşabildiğim sizlere teşekkür ediyorum.
SEVİNÇ EREREN
DARÜŞŞAFAKA-2004-2005
|